Çocuk nörolojisi takibindeki hastalar için çocuk göğüs hastalıkları, solunum kaslarındaki güç kaybı ve yutma koordinasyon bozuklukları nedeniyle ortaya çıkan akciğer risklerinin disiplinler arası bir yaklaşımla erkenden yönetilmesidir. Bu süreç sadece mevcut nefes darlığını gidermek değil; nöromüsküler ve sinir sistemi kaynaklı hastalıkların akciğer kapasitesini daraltmasını proaktif yöntemlerle engellemeyi hedefler. Solunum yönetimi, hastanın yaşam süresini ve konforunu doğrudan belirleyen en stratejik sağlık bileşenidir. Nörolojik bütünlüğün korunması, akciğerlerin mekanik gücünün ve hava yolu temizliğinin bilimsel protokollerle sürekli denetim altında tutulmasıyla mümkündür.
Nörolojik Hastalıklar Solunum Sisteminin Doğal Yapısını Nasıl Bozar?
Nefes alıp vermek, çoğumuz için üzerinde hiç düşünmeden, tamamen otomatik olarak gerçekleştirdiğimiz bir eylemdir. Ancak arka planda, inanılmaz karmaşık ve kusursuz işleyen bir sinir-kas koordinasyonu yatar. Nörolojik bir problemin solunum sistemine olan etkisi, hastalığın vücutta nereyi tuttuğuna bağlı olarak değişir. Eğer sorun, beynin derinliklerinde yer alan ve nefes alıp verme ritmimizi bir orkestra şefi gibi yöneten beyin sapındaysa, solunumun o düzenli ritmi ve otomatik kontrol mekanizması bozulur. Beden ne zaman ve ne kadar derin nefes alması gerektiğini bilemez hale gelir. Öte yandan eğer sorun omurilikten çıkıp kaslara hareket emri götüren sinir tellerinde veya doğrudan kas liflerinin kendi iç yapısındaysa, bu kez akciğerleri bir körük gibi şişirip indiren “solunum pompası” adını verdiğimiz mekanik yapı zayıflamaya başlar.
Normal, sağlıklı ve derin bir nefes alma anını düşünelim. Bu kısacık anda vücudumuzda harika bir mekanizma devreye girer. Göğüs boşluğumuz ile karın boşluğumuzu birbirinden ayıran, şemsiye şeklindeki o büyük diyafram kası aşağıya doğru güçlü bir şekilde kasılarak akciğerlere dolacak hava için büyük bir yer açar. Eş zamanlı olarak kaburgalarımızın arasında yer alan interkostal kaslar da kasılarak göğüs kafesini dışarıya doğru genişletir. İçeride oluşan bu genişleme sayesinde bir vakum etkisi yaratılır ve temiz hava hızla akciğerlere dolar. Fakat sinir ve kas sistemini etkileyen hastalıklarda, genellikle ilk olarak bu kaburga arası kaslar gücünü yitirmeye başlar. Kaburga arası kaslar zayıfladığında, diyafram kasılsa bile göğüs kafesi yeterince genişleyemez. Hatta tam tersine, çocuk nefes almaya çalışırken göğüs kafesi dışarıya doğru genişlemek yerine içe doğru çöker. Tıpta “paradoksal solunum” olarak adlandırdığımız bu yorucu durum çocuğun nefes almak için inanılmaz bir efor sarf etmesine neden olur. Zaman ilerledikçe, yeterince genişleyemeyen göğüs kafesi esnekliğini kaybeder, sertleşir ve adeta dar bir zırh gibi akciğerleri sıkıştırmaya başlar. Akciğerlerin havalanamayan en uç kısımlarındaki minik hava kesecikleri yavaş yavaş büzüşerek söner. Tüm bu sürecin sonunda, akciğerlerin kapasitesinin giderek daraldığı, kısıtlayıcı bir solunum problemi kalıcı hale gelir.
Hangi Nörolojik Hastalıklar Solunum Fonksiyonları Açısından Daha Büyük Risk Taşır?
Nörolojik hastalıkların yapısı ve ilerleyişi birbirinden çok farklı olduğu için, solunum sistemi üzerinde yarattıkları tahribatın hızı ve şiddeti de hastadan hastaya büyük farklılıklar gösterir. Ancak çocukluk çağında karşılaştığımız bazı özel hastalık grupları vardır ki bu durumlarda solunum kaslarının etkilenmesi neredeyse kaçınılmazdır.
Yakından takip edilmesi gereken başlıca riskli nörolojik hastalıklar şunlardır:
- Spinal Müsküler Atrofi
- Duchenne Musküler Distrofi
- Serebral Palsi
- Myastenia Gravis
Bu hastalıkların her biri solunum sistemine farklı bir yoldan saldırır. Örneğin omurilikteki motor sinir hücrelerinin kaybıyla karakterize olan Spinal Müsküler Atrofi tablosunda, kaslara giden iletişim kabloları adeta kopmuş gibidir. Bu nedenle solunum kasları ciddi şekilde zayıflar. Çocuğun derin bir nefes alması çok zorlaşır ve belki de daha önemlisi, boğazına kaçan bir tükürüğü veya akciğerlerindeki bir balgamı söküp atabilmek için ihtiyaç duyduğu o güçlü öksürüğü bir türlü üretemez.
Duchenne Musküler Distrofi tablosunda ise sorun sinirlerde değil doğrudan kas liflerinin kendisindedir. Kas dokusu zamanla yıkıma uğrayıp yerini yağ ve bağ dokusuna bıraktıkça, solunum kasları da yıllar içinde yavaş yavaş ama geri dönüşsüz bir şekilde zayıflar. Bu çocuklarda özellikle uyku sırasında solunumun yetersiz kalması ve akciğer kapasitesinin ergenlik dönemine doğru hızla daralması en sık karşılaştığımız tablodur.
Serebral Palsi, yani beyin felci durumu ise çok daha farklı bir mekanizmayla solunumu tehdit eder. Bu çocuklarda temel sorun kasların erimesi değil beynin kaslara gönderdiği sinyallerin düzensizliğidir. Kaslardaki aşırı sertlikler, istemsiz kasılmalar ve özellikle yutkunma kaslarındaki koordinasyon bozukluğu, gıdaların nefes borusuna kaçmasına neden olarak akciğerleri sürekli bir enfeksiyon tehdidi altında bırakır. Myastenia Gravis gibi hastalıklarda ise sinir ile kas arasındaki kimyasal iletişim noktasında bir tıkanıklık yaşanır. Bu iletişim koptuğu anlarda solunum kasları aniden güçsüzleşerek çok acil tıbbi müdahale gerektiren tablolar yaratabilir.
Akciğer ve Solunum Kapasitesindeki Düşüşü Erkenden Yakalamak İçin Hangi Testler Tercih Edilir?
Bir çocuğun nörolojik hastalığı varsa, solunumla ilgili şikayetlerin ortaya çıkmasını beklemek, yapılabilecek en büyük stratejik hatalardan biridir. Çünkü vücut, solunum kasları zayıflamaya başladığında bunu uzun süre gizleyebilir ve diğer kasları fazladan çalıştırarak durumu telafi etmeye çalışabilir. Çocuk “nefes alamıyorum” demeye başladığında, aslında kapasitesinin çok büyük bir kısmını çoktan kaybetmiş demektir. Bu sinsi süreci erkenden yakalamak ve mekanik destek cihazlarına ne zaman geçilmesi gerektiğini belirlemek için birtakım hassas ölçümlerden faydalanırız.
Klinik değerlendirmelerde kullandığımız başlıca solunum testleri şunlardır:
- Zorlu Vital Kapasite ölçümü
- Maksimal İnspiratuvar Basınç ölçümü
- Maksimal Ekspiratuvar Basınç ölçümü
- Pik Öksürük Akımı ölçümü
Bu testlerin temelini, spirometri adını verdiğimiz ve çocuğun derin bir nefes alıp cihazın içine tüm gücüyle üflemesi esasına dayanan yöntem oluşturur. Zorlu Vital Kapasite, akciğerlerin tek bir seferde ne kadar büyük bir hava hacmini depolayıp dışarı atabildiğini gösteren en net değerdir. Eğer çocuğun ölçülen kapasitesi, aynı yaşta ve boydaki sağlıklı bir çocuğun beklenen değerinin yarısına kadar düşmüşse, bu bizim için çok güçlü bir alarm zilidir. Bu durum solunum kaslarının artık tek başına yükü kaldıramadığını ve geceleri dışarıdan solunum cihazı desteğine başlanması gerektiğini gösterir.
Basınç ölçümleri ise akciğerlerin hacminden ziyade, solunum kaslarının o anki saf gücünü milimetrik olarak ölçmemizi sağlar. Çocuğun nefes alma gücü ve nefes verme gücü ayrı ayrı değerlendirilir. Özellikle nefes verme gücünü gösteren test, çocuğun öksürük kalitesini belirlediği için hayati önem taşır. Öksürük gücü belirli bir basınç seviyesinin altına düştüğünde, ebeveynlere çocuğun artık ufak bir gribal enfeksiyonda bile balgamını kendi başına sökemeyeceğini ve mutlaka bir öksürük destek cihazının eve temin edilmesi gerektiğini açıkça ifade ederiz.
Kaliteli Bir Uyku Döngüsü ve Uykuda Solunum Takibi Neden Bu Kadar Kritik Bir Öneme Sahiptir?
İnsan bedeni uyanıkken ve hareket halindeyken, yerçekimine karşı durabilmek ve postürü korumak için kaslarını sürekli olarak belirli bir gerginlikte tutar. Ancak gece olup da uykuya daldığımızda, özellikle de en derin dinlenme evresi olan ve rüyalarımızı gördüğümüz REM uykusu aşamasında, vücudumuzdaki tüm çizgili kaslar dışarıdan gelen bir emirle tamamen gevşer. Bu sağlıklı insanların kaliteli bir uyku çekmesi ve kaslarının dinlenmesi için muazzam bir fizyolojik gerekliliktir. Ancak zaten bir nörolojik hastalık nedeniyle solunum kasları zayıflamış olan bir çocuk için, REM uykusundaki bu doğal kas gevşemesi adeta bardağı taşıran son damla olur.
Uyanıkken yardımcı solunum kaslarını kullanarak nefes almayı bir şekilde başaran çocuk, uykuya daldığında diyafram kasıyla baş başa kalır. Diyafram yeterince güçlü değilse, akciğerleri havalandırmak imkansız hale gelir. Bu durumu hücresel düzeyde bir hasar yaratmadan tespit edebilmek için “Polisomnografi” adını verdiğimiz, uykuda solunum bozukluklarının teşhisinde altın standart olarak kabul edilen uyku testlerini kullanırız. Bu test sırasında çocuk uyurken başına, göğsüne ve bacaklarına minik kablolar yerleştirilir. Gece boyunca beyin dalgaları, göz hareketleri, kalp atış hızı, kandaki oksijen ve karbondioksit seviyeleri, ayrıca göğüs kafesinin nefes alırken gösterdiği efor eş zamanlı ve saniye saniye kaydedilir.
Bu çocuklarda uykuda en sık karşılaştığımız problem, nefesin tamamen kesilmesi değil solunumun gece boyu son derece sığ ve cılız bir şekilde devam etmesidir. Çok sığ nefes alındığı için akciğerlere yeterince temiz hava giremez ve daha da kötüsü, içerideki kirli hava dışarı atılamaz. Sonuç olarak kandaki atık gaz olan karbondioksit yavaş yavaş yükselmeye başlar. Uykusunda karbondioksit seviyesi tehlikeli sınırlara ulaşan bir çocuk, sabah uykusunu hiç alamamış gibi inanılmaz bir yorgunlukla uyanır. Şiddetli sabah baş ağrıları, gün içinde sürekli uyuklama hali, iştahsızlık ve dikkat eksikliği bu gizli solunum yetmezliğinin en belirgin dışa vurumlarıdır. Uyku testi, çocuğun hayat kalitesini çalan bu görünmez tehlikeyi net bir şekilde aydınlatır.
Kan Oksijen Seviyesi Solunum Durumunu Göstermek İçin Tek Başına Yeterli Midir?
Toplumda, hatta bazen sağlık profesyonelleri arasında bile çok yaygın olan bir yanılgı vardır. Çocuğun parmağına mandal şeklinde küçük bir cihaz takılır, ekranda oksijen seviyesinin yüzde 95 ve üzerinde olduğu görülür ve rahat bir nefes alınarak solunum sisteminin kusursuz çalıştığına inanılır. Elbette kanda yeterli oksijenin bulunması son derece sevindirici ve istenen bir durumdur. Fakat kas zayıflığına bağlı solunum problemlerinde, sadece oksijen değerine bakarak “her şey yolunda” demek, buzdağının sadece suyun üzerinde kalan küçük bir kısmına bakıp tehlikeyi yok saymakla eşdeğerdir.
Çünkü bu hastalıklardaki asıl ve en sinsi tehlike, dışarıdan oksijen alamamak değil hücrelerin metabolik faaliyetleri sonucu ürettiği zehirli atık gaz olan karbondioksiti vücuttan dışarı atamamaktır. Solunum pompası, yani akciğerleri sıkıştırıp gevşeten kaslar zayıfladığında, vücut hayatta kalma içgüdüsüyle oksijeni bir şekilde içeri çekmeyi başarabilir. Ancak nefes verme işlemi çok cılız kaldığı için o kirli havayı dışarı üfleyemez.
Kanda karbondioksit seviyesinin yükselmesi, tıbbi adıyla hiperkapni, solunum kaslarının artık iflasın eşiğine geldiğinin, taşıdıkları yükün altında ezildiklerinin en somut ve en acımasız kanıtıdır. Karbondioksit kanda biriktikçe, beyin üzerinde doğal bir anestezi ilacı veya uyku ilacı gibi etki gösterir. Çocuğun bilinci yavaş yavaş bulanıklaşır, tepkileri yavaşlar. Bu nedenle gizli bir solunum çöküşünü gerçekten erkenden yakalamak istiyorsak, oksijen cihazının gösterdiği o yanıltıcı rakama güvenmek yerine, kandan veya cilde yapıştırılan özel sensörler aracılığıyla mutlaka karbondioksit değerlerini izlemek zorundayız. Kandaki oksijen seviyesi düşmeye başladığında, emin olun ki o zehirli gaz çoktan tehlikeli sınırları aşmış ve vücut tüm dengeleme mekanizmalarını tüketmiş demektir.
Zayıflayan Solunum Kaslarını Desteklemek ve Akciğerleri Korumak İçin Hangi Cihazlar Kullanılır?
Zayıflayan solunum kaslarını eski gücüne kavuşturacak sihirli bir egzersiz programı maalesef mevcut değildir. Bu durumdaki solunum yönetiminin asıl amacı, akciğerlerin hacmini daralmaktan korumak, sönmesini engellemek ve hava yollarının açık kalmasını sağlamaktır. Bunu başarabilmek için dışarıdan mekanik bir desteğe ihtiyaç duyarız. Günümüzde bu desteği sağlamanın en güvenli, en konforlu ve hastanın sosyal hayatını en az kısıtlayan yolu, boğaza herhangi bir delik açmadan veya bir tüp yerleştirmeden, sadece yüze oturan yumuşak bir maske aracılığıyla uygulanan non-invaziv solunum cihazlarıdır.
Solunum yetmezliğini dengelemek için kullandığımız bu akıllı cihazların çalışma mantığı oldukça detaylı ama bir o kadar da doğaldır. Çocuk nefes almaya başladığı o ilk milisaniyede cihaz bu çabayı sensörleriyle hisseder ve maske aracılığıyla hava yollarına doğru güçlü ama kontrollü bir basınç gönderir. Bu basınç, adeta arkadan esen güçlü bir rüzgar gibi akciğerlerin hava ile dolmasına yardımcı olur, zayıf düşmüş solunum kaslarının sırtındaki o ağır iş yükünü devralır. Çocuk nefes verirken ise cihaz aniden durmaz; bu kez daha düşük şiddette ama sürekli bir hava akımı üflemeye devam eder. Nefes verme sonundaki bu hafif basınç, akciğerlerin en uç kısmındaki minik hava keseciklerinin tamamen sönerek birbirine yapışmasını, yani tıbbi adıyla atelektazi oluşumunu kesin bir dille engeller.
Bu tedavinin uygulanma şekli hastalığın seyrine göre değişkenlik gösterir. Erken evrelerde, kasların sadece uyku sırasında dinlenmeye ihtiyacı olduğu dönemlerde, bu cihazlar yalnızca gece yatarken takılır. Gece boyunca maskeyle uyuyan çocuk, sabah uyandığında hem kanda biriken karbondioksitten arınmış hem de kaslarını dinlendirmiş olarak güne çok daha enerjik başlar. Hastalık yıllar içinde ilerledikçe, bedenin gündüz saatlerinde de bu desteğe ihtiyacı olabilir. Artık bu cihazların bataryalı, küçük, çanta içinde taşınabilir boyutlarda üretiliyor olması ve çocukların yüz yapılarına özel, cildi tahriş etmeyen çok çeşitli maske alternatiflerinin bulunması, onların okula gitmelerine, parkta oynamalarına ve sosyal hayatın içinde kalmalarına büyük bir imkan tanımaktadır.
Balgam Atamayan Çocuklarda Solunum Yolları Nasıl Temizlenir?
Sağlıklı bir insanın öksürebilmesi son derece sıradan görünse de aslında oldukça karmaşık üç farklı aşamanın saniyeler içinde mükemmel bir sırayla gerçekleşmesine bağlıdır. Etkili bir öksürük için önce kocaman ve derin bir nefes alarak akciğerleri ağzına kadar doldurmamız gerekir. İkinci aşamada ses tellerimiz sımsıkı kapanarak alınan bu havanın kaçmasını engeller ve göğüs kafesinin içinde muazzam bir basınç oluşturur. Son ve en kritik aşamada ise karın kasları aniden ve şiddetle kasılarak bu sıkışmış havayı saatte yüzlerce kilometre hızla patlayıcı bir şekilde dışarı fırlatır. İşte bu müthiş hız, hava yollarına yapışmış olan tozları, mikropları ve balgamı yerinden söküp dışarı atmamızı sağlar.
Ancak nörolojik rahatsızlıkları olan bir çocukta bu üç aşamanın tamamı sekteye uğrar. Çocuk kas zayıflığı nedeniyle yeterince derin nefes alamaz, boğaz kasları zayıf olduğu için havayı içeride hapsedemez ve karın kasları güçsüz olduğu için güçlü bir itme kuvveti yaratamaz. Öksürük mekanizması bu şekilde iflas ettiğinde, akciğerlerin derinliklerinde biriken yapışkan salgılar, bakterilerin hızla üreyip çoğalması için sıcak, nemli ve karanlık mükemmel bir yuva haline gelir.
Bunu önlemek ve biriken salgıları temizlemek için öksürüğü dışarıdan taklit eden özel mekanik cihazlar kullanırız. Öksürük destek cihazı, önce bir maske aracılığıyla akciğerlere doğru pozitif bir basınç uygulayarak derin bir nefes gönderir ve ciğerleri iyice şişirir. Tam akciğerler havayla dolduğunda cihaz aniden çalışma yönünü değiştirir ve güçlü bir negatif basınç, yani vakum etkisi yaratır. İçerideki yüksek basınçlı havanın aniden bir vakumla dışarı çekilmesi, tıpkı doğal bir öksürükteki gibi çok hızlı bir hava akımı oluşturur. Bu suni ama son derece etkili fırtına, akciğerlerin en dibindeki balgamı bile yerinden sökerek ağız içine kadar getirir, böylece çocuk yutkunarak veya ufak bir mendil yardımıyla bu salgıdan kurtulabilir. Bu cihazların evde günlük kullanımı, bu çocukların zatürre olmasını engelleyen en önemli adımdır. Cihazın bulunmadığı durumlarda ise fizyoterapi teknikleri hayat kurtarır. Basit bir balon yardımıyla akciğerlere peş peşe hava basılması veya çocuk tam nefes verirken bir uzmanın elleriyle göğüs kafesine dışarıdan ani ve ritmik baskılar uygulaması, hava akımını hızlandırarak sekresyonların temizlenmesine büyük yardımcı olur.
Serebral Palsi (Beyin Felci) Hastalarında Karşılaşılan Temel Solunum Sorunları Nelerdir?
Serebral Palsi, diğer kas erimesi hastalıklarından çok farklı bir doğaya sahiptir. Doğum öncesinde, doğum anında veya sonrasında gelişen bir beyin hasarıdır ve hasarın kendisi zamanla ilerlemez veya büyümez. Ancak çocuğun bedeni büyüdükçe ve boyu uzadıkça, bu beyin hasarının yarattığı mekanik sorunlar solunum sistemini çok farklı yönlerden tehdit etmeye başlar. Serebral Palsi teşhisi almış çocuklarda solunumla ilgili en büyük problem, akciğer kaslarının zayıflığından ziyade yutkunma ve yutma reflekslerinin ciddi şekilde bozulmuş olmasıdır.
Yutkunma kaslarının düzenli bir koordinasyon içinde çalışamaması sonucunda, çocuğun kendi ağzındaki tükürük, içmeye çalıştığı bir yudum su, yediği mama veya midesinden yemek borusuna doğru geri kaçan asitli içerik, yanlışlıkla nefes borusuna sızarak doğrudan akciğerlere iner. Tıpta “aspirasyon” adını verdiğimiz bu durum o bölgedeki hassas akciğer dokusunda önce kimyasal bir yanığa ve tahrişe sebep olur. Tahriş olan bu doku çok kısa sürede bakteriyel bir enfeksiyona, yani şiddetli bir zatürreye dönüşür.
Eğer çocuk her gün, her öğünde minik minik bu kaçakları yaşamaya devam ederse, bu ataklar sürekli tekrar eder. Zamanla o bölgedeki hava yolları kalıcı olarak genişleyip yapısını kaybeder, akciğer dokusu sertleşerek o yumuşak süngerimsi esnekliğini yitirir. Bununla birlikte bu çocukların göğüs ve sırt kaslarındaki aşırı sertlikler ve istemsiz kasılmalar, göğüs kafesinin nefes alırken rahatça esnemesini engeller. Göğüs kafesi dar bir zırh gibi sıkışıp kaldığı için çocuk mecburen çok sığ nefesler almak zorunda kalır. Bu karmaşık tablonun yönetiminde sadece akciğerleri dinlemek yetmez; yutma terapilerinin başlatılması, yemeklerin kıvamının ayarlanması, reflüyü önleyecek ilaçların kullanılması ve çocuğu doğru açılarda oturtarak yerçekiminden faydalanılması hekimliğin ötesinde tam bir ekip işi gerektirir.
SMA ve DMD Gibi Kas Hastalıklarında Solunum Takibi Nasıl Yapılmalıdır?
Çocukluk çağında adını en sık duyduğumuz, üzerinde genetik çalışmaların en yoğun şekilde yürütüldüğü bu iki büyük hastalık grubu, solunum sisteminin takibi açısından oldukça katı kurallara ve protokollere bağlıdır.
SMA tanısı alan bebeklerde artık şükürler olsun ki yeni nesil genetik ilaç tedavileri uygulanabilmektedir. Ancak bu ilaçlar verilmeye başlansa dahi, solunum kaslarının desteklenmesi süreci kesinlikle rafa kaldırılamaz. İlaç tedavileri motor fonksiyonlardaki gerilemeyi durdursa veya bir miktar iyileşme sağlasa da o küçücük bebeklerin göğüs kafeslerinde oluşabilecek şekil bozukluklarını ve uykudaki sığ solunumu önlemek hayati önem taşır. Bu bebeklerde hiçbir solunum sıkıntısı gözlemlenmese bile, henüz ilk aylardan itibaren uyku sırasında koruyucu maske ile solunum desteği ve gerektiğinde öksürük destek cihazı kullanımı şarttır. Bu proaktif, yani sorun ortaya çıkmadan önce önlem alan yaklaşım genetik ilacın bedende etkisini gösterebilmesi ve kasları güçlendirebilmesi için çocuğa çok değerli bir zaman kazandırır.
Duchenne Musküler Distrofi hastalarında ise sürecin dinamiği çok daha hassastır. Bu çocuklarda solunum kapasitesindeki o kritik düşüş, genellikle onlu yaşların başında, boyun uzadığı ve vücut ağırlığının arttığı dönemlerde çok daha belirgin hale gelir. Ancak DMD sadece iskelet kaslarını yıkıma uğratan bir hastalık değildir; maalesef kalp kasını da aynı acımasızlıkla etkiler. Çocuğun merdiven çıkarken veya hareket ederken hissettiği o derin nefes darlığı, sadece akciğerlerin zayıflığından değil kalbin yorulup kanı yeterince güçlü pompalayamamasından da kaynaklanıyor olabilir. Bu yüzden DMD takiplerinde göğüs hastalıkları ve kardiyoloji birimleri omuz omuza çalışır. Çocuğun kalp elektrosu ve ekokardiyografisi incelenirken aynı anda solunum testleri de yapılır. Ek olarak kas gücünü korumak amacıyla uzun yıllar boyunca kullanılan kortizonlu ilaçlar, çocukta aşırı kilo alımına ve kemik yapısının zayıflayarak omurga eğriliğinin artmasına sebep olabilir. Artan vücut ağırlığı ve eğrilen omurganın göğüs kafesine yaptığı fiziksel baskı, zaten zayıf olan solunumu dolaylı yoldan ama çok ciddi bir şekilde zorlaştıran faktörlerin başında gelir.
Nörolojik Hastalığı Olan Çocuklarda Ameliyat Öncesi Solunum Hazırlığı Nasıldır?
Nöromüsküler hastalıklara sahip çocuklar, zaman içinde gelişen kemik ve eklem sorunları nedeniyle, özellikle de omurgalarındaki eğriliklerin (skolyoz) düzeltilmesi amacıyla hayatlarının bir döneminde büyük cerrahi müdahalelere ihtiyaç duyarlar. Ancak genel anestezi altında yapılan böylesine büyük bir ameliyat, solunum sistemi üzerinde akıl almaz bir stres ve yük yaratır.
Ameliyat öncesi dönemde yapılan hazırlıklar, ameliyatın kendisi kadar önemlidir. Çocuğun solunum testlerinde akciğer kapasitesi tehlike sınırlarının altındaysa, bu durum ameliyat sonrası iyileşme sürecinin çok zorlu geçeceğinin habercisidir. Sağlıklı bir insan anestezi sonrasında rahatça uyanıp nefes borusundaki tüp çekildiğinde kendi kendine nefes almaya kolayca başlarken, kasları zayıf bir çocuk için bu durum çok büyük bir mücadeledir. Bu nedenle bu çocuklarda ameliyat sonrası uyanma süreci tamamen farklı bir stratejiyle yönetilir. Ameliyat bitip tüp çekildiği o saniyede, çocuk hiçbir riske atılmadan doğrudan kendi evinde kullandığı maskeli solunum cihazına bağlanır. Ayrıca balgamı söküp atabilmesi için anında mekanik öksürük cihazıyla müdahaleler başlatılır. Eğer bu hazırlıklar yapılmaz ve çocuk uyanır uyanmaz kendi haline bırakılırsa, yeterince derin nefes alamadığı için saniyeler içinde akciğerleri sönmeye başlar ve tekrar acil olarak yoğun bakıma alınıp cihaza bağlanmak zorunda kalır. Bu nedenle cerrah, anestezi uzmanı, nörolog ve göğüs hastalıkları uzmanı bu planlamayı haftalar öncesinden milimetrik olarak yapar.
Evde Solunum Sağlığını Korumak İçin Hangi Önlemler Alınmalıdır?
Nörolojik hastalıklarla mücadele eden çocukların solunum sistemlerini korumanın altın kuralı, oluşan bir krizi tedavi etmeye çalışmaktan ziyade, o krizin ortaya çıkmasını en başından, evin kapısından girmeden engellemektir. Herhangi bir çocuk için sadece birkaç gün süren hafif bir burun akıntısı ve öksürük olarak atlatılabilen basit bir mevsimsel grip, solunum kasları zayıf olan bu çocuklar için haftalar sürecek yoğun bakım yatışlarına, akciğerlerde yaygın sönmelere ve hayati tehlike yaratan solunum yetmezliklerine dönüşebilir.
Bu yüzden ev ortamında alınması gereken önlemler adeta görünmez bir zırh gibi çocuğu korumalıdır. Ev içinde enfeksiyon riskini ve solunum yolları tahrişini minimuma indirmek esastır.
Alınabilecek temel önlemler şunlardır:
- Yıllık influenza aşısı
- Pnömokok aşıları
- Ev içi nem kontrolü
- Düzenli el hijyeni
- Kapalı alanların sık sık havalandırılması
- Kesinlikle sigarasız ev ortamı
Aşı takviminin eksiksiz uygulanması bu savunma hattının en önemli kalesidir. Çocuğun sadece kendisinin değil evde yaşayan diğer tüm bireylerin de her kış mevsimi öncesinde düzenli olarak grip aşısı olması, ailenin içinde koruyucu bir kozanın oluşmasını sağlar. Yine aynı şekilde akciğerleri hedef alan zatürre mikrobuna karşı aşılamalar kesinlikle atlanmamalıdır. Bunun yanı sıra çocuğun nefes aldığı evin atmosferi bir hastane odası kadar temiz olmak zorundadır. Evin herhangi bir odasında veya balkonunda dahi sigara içilmesine asla müsaade edilmemelidir; çünkü balkonda içilip eve gelindiğinde kıyafetlere ve saçlara sinen o görünmez kimyasal partiküller bile bu çocukların aşırı hassas hava yollarını tahriş edip hastalandırmak için yeterlidir.
